Asitane…

Şehirlerin baş tacında,
Yer, zaman ve insanlar
Buluşuyor kutlu bir sabahta
Güneşin en özendiği bu şehirde

Nur gibi ışıklar süzülüyor
Cennetten gelen bu ışıkları
Sultan Ahmet’in minareleri selamlıyor

Boğaza hayran melekler geçiyor İstanbul’dan
“Ama bunlar eskidendi” der gibi asırlık çınarlar
Öksüz kalan yalılar, ağlamaktan kör olan çeşmeler.

Ve Beşiktaş’ta bir iskele; “ şahidim” diyor tüm bunlara
Topkapı’dan alıyorum acı haberleri.
Surlarda acı bir türkü; ah ki ne ah!

Nerede leventler, yeniçeriler, atlılar?…
İki, şuh edalı, sur dibinde iken
Müşteri olmuş leş kokan müsveddeler.
İstanbul bir Sezen şarkılarında kalmış,
Bir de en nadide şiirlerde.

Kement atılmış boğaza da
Seyran olmuş ayaklar altında.
Ondandır belki de bu kayıkların ağıdı.
Baharlar artık mazide bir parıltı,
Her defasında özlem var
Saltanat zamanı hanımefendilere.

Yazık, Tevfik ne de haklıymış.
İstanbul bin medeniyetin arta kalanıymış.
Zahir içinde bir nefes almak
Zehirli çiçeklerden demet demet koklamakmış.

Uzaktan bakanlar alıcı gözlerle
Boğazın iki yakasını gıptayla süzerler.
Oysa çok süslenen, bir şuh kadınmış,
İstanbul, her devrin kirli lekelerini taşırmış.

Bu yazının telif hakkı şairin (Mehmet Özcan YASDIBAŞ) kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

0 votes
Bu yazı Mehmet Özcan YASDIBAŞ, Şair Durağı kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.