Bir sabah uyanıyorsun…
Masan dağınık , yorganın sarkmış yatağından.
Üzerine geçiriyorsun bir hırka ve alabildiğine kalabalık şehre dalıyor gözlerin bodoslama.
Biraz kirli ve tozlu camın seyrinde oldukça buğulu izliyor gözlerin karınca kararınca insan kalabalığını.
Mutfakta bir tıkırtı ..
Az önce dalgın halde çalıştırdığın çaycının suyu kaynamış.
Dikkat ettiklerimizi saklıyor hafıza belli ki.
İrkildin…
Unuttuğun ya da önemsemeden yaptığın bu eyleme yabancı kaldı reflekslerin .
Birçoğumuz hatta hepimiz ezbere yaşıyoruz her yeni başladığımız yirmi dört saati. Uyanıyoruz, hazırlanıyoruz, çalışıyoruz, çok çalışıyoruz.. Ulaşım telaşı , insan ilişkileri, teknoloji.. Halihazırda bunların hangisini bilinçli yapıyoruz ki?
Uzmanlar, kullandığınız caddeyi veya sokağı arada bir değiştirin, bu sizin Alzheimer olmanızı engeller/geciktirir derken bunu kastetmiş olmalı. Ezbere yapılan eylemlerden bilinçli yapılan eylemlere adım atmamızı.
Hangimiz yapıyoruz peki ? Kendi adıma çok az aklıma geliyor gün içi telaşlarım da. Ya vaktim olmuyor ya enerjim bir üst caddeden dolaşmaya. Bu kadar ezbere ve tekdüze yaşarken, hatıralarımız nerede nasıl birikiyor sorusu oturdu karşıma son zamanlarda . Eğer ezbere yaptığımız şeylerde bilinç uykudaysa ve bilinçli yapılan eylemlerde beynimiz bilinçaltına bu anı depoluyorsa hangimizin ne kadar hatırası var? Hatıra dediğimiz şey ne ? Önceki hatıra anlayışı ile şimdiki bir mi ?
Hatır’lıyorum…
Küçüktüm.
Büyük dedem tutardı elimden sokağımızda yürürken.
Karşı yoldan geçen insanlara selam verirdi sessiz ve sakin, sanki özel bir selamlaşma metodu gibiydi.
Çenesi gönlüne eğilirken dedemin , ufak bir tebessüm belirirdi selam verilen de.
Ve yine hatırlıyorum , ilkokul çağlarımızda araştırma ödevlerimizi tozlu, eski kitaplar içinden altını çizerek yazardık. Defalarca temize geçirirdi annelerimiz yazılarımızı el yazısı ile. Şimdiki internet çıktısı kopyala yapıştır ödevlerden oldukça farklıydı. Ansiklopedilerin, kütüphanenin kokusu bulaşırdı avuç içlerimize. Yazısı güzel olmayan sınıf arkadaşlarımıza yardım ederdik ;hatta birlikte bir olurduk, var kılardık ilerde hatırlanacak bu anları. Hatıra diyorum ya, belki de kökeni gönüldür, hatırdır bu yüzden . Şimdinin hatıra anlayışı bir mi gerçekten bir yanda bunlar da varken ? Şimdinin hatıralarında hatır gönül nerede? Nerede eski kokular, dokular , tebessümler, ellerimize yapışmış telefon metallerinin kokusu varken?
Şimdinin hatıra dediği şey ile eskinin hatırası taban tabana zıt anlamlar ifade ediyor olmalı.
Neslimiz hatır gönül saymadan yabancılaştığı ve kabuğuna çekildiği, lakin bir o kadar popüler ve ünlü oldukları bu zaman diliminde biriktirdiği kareleri hatıra sayar olmuş. Toplu taşımada , bir kimseye selam vermeden anı yaşamayı bırakıp telefonlara sarıldığından , ortak paylaşım ve yardımlaşmadan kopup kendi özel kabuğuna çekildiğinden hatıra dedikleri tek şey popüler kültürün bir dayatması olarak kendini göstermekte. Korkarım bugünün teknoloji nesli yetmiş yaşına geldiğinde anlık çekilmiş instagram fotoğraflarından , sosyal medya bağımlılığından, uygulama tutkunluğundan ve like larındanbaşka bir şey anlatamayacak. Ezbere yaşadığımız ve bilincimize ket vurulmuş bu zincirlerden kurtulmanın yolu elbette var. Artık akıllı telefonları uyutup bilincimizi uyandırmanın zamanı sizce de gelmedi mi?
Kübra CANBAZ






