Yedi Çekirdekli Meyvenin Hikayesi…

Çorak ve killi topraklardan fışkıran nadir yeşilin hikayesini yazın sıcağında bir gölge peşine düştüğünüz zaman bulduğunuz o ağacın dibinde öğrenebilirsiniz.

Bu yeşili canlandırmak için gelin birlikte hayalimizden görsel hafızamıza bir bildirim gönderelim. Varsayalım aylardan Ağustos ve İç Anadolu bölgesini yatay bir şekilde il il köylerinden geçerek geziyorsunuz. 

Gezerken çok uzun sürmeden o dejavu başlar ve gökyüzündeki bulutlara benzer bir örtü sadece renk ayrımı farkıyla sizi takip ediyor hissine kapılırsınız. 

Her yer alabildiğine sarının türlü tonlamalarıyla sizi uçsuz ve bucaksızlığa çeker.

İşte yazının başında söylediğim o nadir yeşil tonun sahibi ağaçları ara ara görmeye o anda başlarsınız.

Derin sarının ortasında gölgelik ve konaktır onlar.

Uyku serinliğidir.

Yalnızlığın dostudur.

Hayallerin dile geldiği yerdir.

Ve her ne hikmetse onları gördüğünüzde sanki falanca yerdeki yere benziyor diye sizi kilometreler ötesine götürür kendi içine çeker.

Aynı bir zamanlar Windows’un yeşil ekran görüntüsünün benzeri paylaşımlarında olduğu gibi…

Sanırım pek çoğunuz hangi ağaçlardan bahsettiğimin anladı.

Ahlat ve Alıç ağaçları.

Bende bugün bunca girizgaha konu olan karasal iklimin dayanıklı meyve ağaçlarından yokluk meyvesi Alıç ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tatlı bir hikayeden sizlere bahsetmeye çalışacağım.

1950’li yıllar.

Çankırı, Kurşunlu, Sivricek beldesinden Ankara’ya çalışmaya giden büyük dayımız gönlünü Ankaralı bir hanımefendiye kaptırır.

Dayımız bir gün ortak tanışlar vasıtasıyla yengemizle tanışır ve ara ara görüşmeye başlarlar.

Yengemizin en büyük merakı haliyle dayımızın aile yapısı, gelenekleri ve memleketinin nasıl bir yer olduğudur.

Dayım da pek çok şeyi anlatır ama çekinerek, sevdiğini kaybetme korkusuyla memleketin çorak halinden bahsetmek istemez ve aklına çok zekice bir hâl çaresi gelir.

Bir gün şu şekilde bir açıklamada bulunur.

Bizim orası öyle bir yer ki, düşün her yerde yedi çekirdeği olan meyve ağaçları var. O ağacın meyvesi o kadar çoktur ki; dibine düşenleri de küçükbaş hayvanlar dahi yer der.

Tabi ki bu anlatım biraz daha süslüdür. Eksiklik anlatıcı olarak benim kusurumdur. Sizler de mazur görün.

Sözü uzatmayayım yengemiz çok merak etmeye başlar ve nişanlıyken tam bu zamanlar trenle memlekete giderler. 

Tabii ki bir şok ile karşılaşır. Her yer yazının başında da belirttiğim gibi çorak ve yeşilden uzaktır. Sadece tarlaların içinde ağaçlar vardır.

Hâliyle yengemiz sitemkar bir dille hayal kırıklığına uğrayarak dayımıza sorar : Senin anlatımından ben böyle bir yeri hayal etmemiştim der. 

Dayımız da başına gelecegi bildiğinden her şeyi önceden planlamıştır. 

Hemen bir alıç ağacının yanına götürür ve dalından bir meyve kopararak çekirdeklerini saymasını ister.

Ve yengemiz çekirdekleri saydığında hafif bir tebessümle alıcın yedi çekirdeğinin olduğunu görür.

Dayımız da yalan söylemeden onu kaybetmek istemediği için yukarıda anlattığı gibi memleketini tarif ettiğini söyler.

Özetle; yokluk meyvesi minnacık alıç dayımın kurtarıcısı olmuştur. 

Selametle 

Ahmet KİRAZ

2 votes
Bu yazı Ahmet Kiraz Şiirleri kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.