TAN IŞIMASI
Yağmur sicim gibi yağmaya başlamıştı..Sanki umutsuzluğa,yazgıcılağa karşı kabaran topraktaki tüm tohumlara hayat verebilmek için.Havanın içine taş gibi oturan ağırlık şimdi bir su gibi sicim sicim yağmura dönüşmüştü.Tohumların kapçıkları açıldı..İlk filiz;ve sürgün!!!Çizikli bir çakıl tanesinin yanı- başından dürterek çıkmıştı toprağın yüzüne..
Üstü başı perişan eğildi sarıklı adamın önünde:Ey haşmetli,elbiseni dikeyim,bitlerini öldüreyim,önüne süt getireyim.Ne olur bir rızık kapısı aç bana!..
Estağfurullah diye önünde eğileni fakiri kaldırdı eren.Senin yaptığın haramdır.Hiç insan ‘’Allah’tan başkasının önünde eğilir mi?Zamanlar içinde çok zorluklarla karşılaşır insanoğlu,felek bir çeşit değildir.İnsanoğlu bu zorlukları aşacak donanımla doğar..Mağrıp ormanlarında insan kendi nefsini arar.Kavunun küçük dilimine nizam derler;insan olgunlaştıkça nizama girer.Nizamlaşamayan dilime de hırt kalmış derler.
Hırt kalan insan kötümser olur.Dağın başından yuvarlanan kayalar gibi içine gam ve keder yağar.Sonra gittikçe kararan yüreğinden zehirler saçar.
Bahar rüzgarı eser;çiçeğin dalındaki öğdili,gidip nergisin avucun içine koyar..Nergis yeşil bir yapraktan ibaretken öyle sevinir,öyle sevinir ki;birden tomurcuklanıp çiçekler açar..
O gece:Ay,dünya ve güneş aynı çizgide buluşmuşlardı.Ayın kırmızılığı sarıya dönüştüğünde tohumun ilk filizi yaşamla buluşmanın yarattığı yeni bir döngünün içindeydi..Ay dünyaya;dünya da güneşe aşık!..Bu gece üçü bir çizgide;aşkın kırmızı renginin sarıya yenildiği saatlerde toprağın kabaran bağrından çıkan filizleri yapraklaştırıyordu..
Ufuktaki karanlıklar parça parça dağılmaya başlıyor;tarihin bilinmeyen yerinden,bilinmeyen bir sayfasından,hangi enlem ve boylamına bakmadan dokunduğunuz sayfa tunç kanatlı kapı gibi önüne açılıyor.Bu berkitilmiş sayfanın ardında saklı tozlu,sararmış sayfaların arsından uzanan ince uzun yola atılan ilk adım..Sanki bir tan ışıması,yüzyıllardır kapalı olan sayfaların arsından gözüküyorlardı.Kimi alev rengine bürünmüş,kimi kan kırmızı,yakut..Altın sırma sarısına bürünmüş sayfalar birden sarıyla kırmızının karışımında bir nehir gibi akmaya başlayan sözcükler..Krom yeşili!!!..Alevli bir yürek gibi birisi kendisini öne atmış;zağ gibi ucuyla sararan yapaktan ‘’Lam-Elif ‘’gibi uzanmış..Sanki bir çeşmenin üstünde zank taşı altında gizlediği ‘’zeberced’’taşı..Zümrüde benzeyen yeşilimtrak mavi rengiyle sararan yaprakların arasında.Tarihin ‘’H’sinin karnı şiş,tümsekleşmiş..Sanki dökülmeğe hazır bakır bir güğüm;bakır bir çay demliği gibi bekliyordu..
Çağının ağırlığının altında ezilmiş; Ortaçağ’ın ahlak prensipleri içinde boğulmuş insanların Rönesans’la aydınlanırken;iki yüzlüğün,insan ayrımcılığının,kendini üstün görmenin ruhunda daraldıkça sararan yaprakları açtı..
Anayasa,kilise kanunları,arazi sahiplerinin acımasızlığı ve köylünün her zaman olan bilek gücü..Tarlaya atılan tohum;tohumun uyanışı,aslına dönüşü,yaprak yaprak kendi kendisini yaratışı!V e içinden birisinin direnişi.Kralın tebasından kurtulup insan olmaya çalışması ve buğday başağı..İkisi de uyanışlar içinde..
İnsan yazgısı ve tohum..Neydi yazgı?İnsan dünyanın hangi enleminde ve boylamında doğarsa doğsun;özü neyse o yönde gelişir büyür ve varoluşunun bilincinde olmadan çevresine bakar.Rengi ne olursa olsun yadırgamaz..Sarı doğmuştur,karşısındakinin siyah.beyaz ya da kızıl olmasına belki ilk önce şaşar;fakat düşünme,,duyumsama,üzülme,sevinme ve nefret gibi duygularda aynı olduklarını anlayacak,birbirlerini tanıma güdüsüyle yakınlaşacaklardır.İnsan olmanın yazgısı da tanımaktan geçer.. Tohumda da böyledir aslında.Ne olduğundan habersiz filizlenir.Kendisi gibi olanların arasında olması belki güç ve mutluluk kaynağıdır.Fakat kendisi gibi olmayan tohumu da yadırgamaz.Hepsi güneşe döner yüzünü..Güneş onlar için hayattır..Su yeryüzüyle gökyüzü arasında iprişim dokur sabahlara kadar..Bir çiçeğin üzerinde şebnemdir ilk şafakta.Gün yükseldikçe buharlaşıp ipekten bir yoldan süzülür gider mavilikler arasına.
Gökyüzünü periler sarar..Deniz mavileşip gök yeşillenir.Yıldızların parıltısı vurur göllere,ırmaklara,denizlere.Orkide kökünü topraktan çıkarmış,güneşe aşık..Nilüfer suya.Mor sümbül ovaya,laleler,karanfiller ve güller;onlar da güneşe aşık..Bir devinimle yaprak yaprak büyüyorlardı bir tan ışımasında.Bu tan ışıması her güne doğan günün ışımasında görmedileri,görmek istemedikleri bir ışımaydı.Işıdıkça akıl da ışıyordu.Orkide çıldırmış gibi bu tan ışıması aydınlığa ulaşamaya çalışıyor;kökünü topraktan çıkarmış gökyüzüne doğru merdiven merdiven uzuyordu
Meral OPRUKÇU





