Gün tepeden tırnağa iyice aymış, güneş sıcağını üzerimizde iyiden iyiye hissettirmeye başlamışken mevcut uğraşımıza azıcık ara verip genel tabir ile hayat üzerine bir iki kelam etmeye ne dersiniz…
Malumunuz devrin tüketici nevaleleri içinde boğulan insanoğlu aslında bilinen tabirin aksine tüketen değil tükenen konumundadır. Fakat ne yazık ki hepimiz bu zamanımızı hızla öldüren ve bize eder-değer anlamında çok şey katmayan bolluk içerisinde ihmaller orta oyununu oynayan bir figüran gibi en değerlilerimizi bazen hatta çoğu zaman görmezden, bilmezden ve duymazdan geliyoruz.
Diyeceksiniz ki konu da nereden çıktı.
Gelelim oraya…
Ramazan boyunca iftarı hep kalabalık yaptık.
İftar öncesi ve iftar sonrası ben de dahil olmak üzere hep aynı manzara yaşandı evde.
Telefonun kendi içine hapsettiği bizler ortamda suskun ama onun dünyasına bir an olsun kayıtsız kalmayıp oldukça tebessümkar ve mutluyduk.
Ve bu durumdan bu zamana kadar şikayetçi olan hemen hemen kimse olmadı…
Ama ta ki düne kadar…
3,5 yaşındaki kızım dün hepimizin bu durumunu uzun süredir gözlemlemiş ve bundan rahatsız olmuş ki aynen peltek Türkçesi ile şöyle dedi :
Ya neden kimse beni duymuyor. Neden herkes telefonuyla oynuyor. Beni sevmiyor musunuz ?
Dün bu tepkiden sonra bizim evdeki herkes soğuk bir duş etkisiyle hafifte olsa bir şok yaşadı. Ve etkili bu tepkinin sonucu olarak kızım dün bizler tarafından ilgi manyağı oldu ve inanmazsınız kendi aramızda uzun zaman sonra dolu dolu şekilde ilk kez sohbet ettik diyebilirim.
Neticeyi çok popülist cümlelerle uzun uzadıya bağlamak istemiyorum. Ama kısaca şunu da eklemek istiyorum. Ne yazık ki bizlerin bu bağımlılığından evdeki çiçekler dahi mutsuz.
Dün fark ettik. uzun zamandır bizle yaşayan bir çiçeğimiz ilgisizlikten solmak üzere duruma gelmiş…
Ahmet KİRAZ





