Derviş Ethem tahtırevanın içindeki, dünyalar güzeli bir kızla göz göze gelir. Kızın güzelliği karşısında Ethem’in aklı başından gider. Karşısına çıkan ilk adama bu tahtırevanın kime ait olduğunu sorar.
Adam ‘fars padişahı Ethem’in kızına ait’ der. Doğruca saraya gider.
Muhafızlara ‘benim padişaha söyleyeceklerim var, izin verin içeri gireyim’ der ve içeri girer. Tahtın önüne gelir, dizlerinin üzerine çöküp padişahı selamlar ve söze girer.
-Biliyorsunuz ki ben yoksul bir adamım. Padişahın beni onurlandırmasını ve güzeller güzeli kızını bana vermesini istiyorum der.
Bu sözleri duyan meclistekiler gülmekten kendilerini alamaz. padişah vezire ‘ona huzurumuzdan memnun ve mutlu bir halde ayrılmasını sağlayacak bir cevap ver’ der.
Vezir Ethem’e döner ve ‘ ey derviş! sen akıllı ve aynı zamanda görmüş geçirmiş bir adama benziyorsun. Büyüklerin ne söylediğini bilirsin: ‘güvercin güvercin ile, doğan da doğan ile uçar.’
Vezirin bu sözlerine karşılık Ethem, ‘hepimiz bir cinsten yaratıldığımıza göre aramızdaki tek fark sahip olduğumuz mal mülktür. padişahın çok malı mülkü olduğuna göre, benim malıma mülküme ihtiyacı olabilir mi hiç ? Bununla birlikte, benden istediği her şeyi yerine getirme gücüne de sahibim ben.’
Bu sözler üzerine padişah, vezirine dönüp ‘ ondan bulup getiremeyeceği bir şey, üstesinden gelemeyeceği bir iş istemek gerek” der.
Vezir, ‘ ondan padişahımızın babasından miras kalan ve şu anda hazinede bulunan mücevherin aynısını bulup getirmesini isteyelim. Derviş, bu mücevheri kesinlikle bulup getiremez’ diye karşılık verir. Mücevher dervişe gösterilir ve sadece denizde bulunabileceği söylenir.
Derviş gece gündüz durmadan yol alır ve sonunda denize ulaşır. Mücevheri denizden nasıl çıkaracağını düşünür. Denizin suyunu boşaltmaktan başka çaresi olmadığına karar verir. Kovayı her doldurup boşaltışında su seviyesi bir metre kadar düşer. Bu sırada sahilde bulunan birkaç deniz insanı birisinin elindeki kova ile durmadan denizin suyunu boşalttığını ve her dolduruşta suyun azaldığını görür. Doğruca padişahlarının yanına giderler, olan biteni anlatırlar.
Deniz padişahı, ‘ o adamın yanına gidin ve amacının ne olduğunu sorun’ der. Birkaç deniz insanı Derviş Ethem’in yanına varıp ‘neden denizin suyunu boşaltıyorsun?’ diye sorarlar.
Ethem, ‘denizin dibindeki mücevhere ulaşmam gerekiyor’ diye cevaplar onların sorusunu. Deniz insanları hemen padişahlarının yanına dönerler ve Ethem’in hangi amaçla denizin suyunu boşalttığını haber verirler. Eeniz padişahı, ‘o zaman ona istediği mücevherlerden yüz tane verin de suyumuzu boşaltmasın’ der ve yüz tane mücevher Derviş Ethem’e verilir.
Ethem doğruca mihrefruz’un olduğu saraya gider ve padişaha mücevherleri gösterir. Hazinedeki mücevherleri çalmakla suçlanan Derviş, cebindeki yüz adet mücevherin tamamını çıkararak masumluğunu ispatlar.
Kısa bir sessizlik olur ve akabinde padişah, ‘ey derviş, bu mücevherleri sana kim verdi?’ diye sorar.
Ethem, ‘onları bana Allah verdi’ der.
‘O zaman’ der padişah, ‘git, kızı da sana o versin.’
Ethem, padişahın bu sözüne çok kızar ve hışımla yerinden kalkıp, hızla saraydan çıkar. Saraydan biraz uzakta bir yerde oturur ve ‘padişah bana kızını vermediği sürece burdan kalkmam’ der. Tam altı ay bu bekleyiş sürer.
Günlerden bir gün padişahın hareminden bağırış çağırış ve feryatlar yükselir. Derviş Ethem, saray görevlilerinden birine ‘ne oluyor, insanlar neden akın akın saraya doğru koşuyorlar? bu feryatlar da neyin nesi?’ diye sorar.
Saray görevlisi ‘Ey derviş, padişahın kızı Mihrefruz öldü’ der. Bir süre baygın kalan derviş, kendine geldikten sonra ağlayıp inlemeye başlar. Kızın cenazesi yıkanır, kefenlenir ve toprağa verilmek üzere bir tabuta konulup, mezarlığa doğru yola koyulurlar. Derviş de onların peşine takılır. Kız toprağa verilir. Bu arada Derviş Ethem de bir kenarda gizli gizli ağlayıp inlemeyi sürdürür. Mezarlıkta kimsenin kalmadığına emin olduktan sonra kabrin başına gelir. Ağlamaya başlar. Birden aklına sevdiği kızı son kez görmek gelir. Hemen bir kandil yakar, tabutu aralayıp kefeni açar. Bir süre kızın güzel yüzünü izler. Ardından yüzünü kızın yüzüne yaslar ve yaslamasıyla irkilmesi bir olur. Çünkü kızın yüzü canlıymışcasına sıcaktır. İçinde bir umut belirir. Hiç vakit geçirmeden kızın elini tabutun dışına çıkarıp bileğinden sıkıca kavrar. Cebinden çıkardığı bir bıçak ile kızın bileğine yakın yerden damarına neşter vurur. Kız bir anda canlanır ve inlemeye başlar. Bir süre sonra gözlerini açar ve Derviş Ethem’i görür. ‘Sen kimsin?’ diye sorar.
Derviş ethem, sevinç içinde ‘ben’ der, ‘ben sizin hizmetçinizim.
Kız , “‘sen benim yanıma nasıl geldin?’ diye sorar. Bütün olan biteni anlatır derviş. Tüm hikayeyi dinleyen Mihrefruz ‘ ey derviş, bil ki şu andan itibaren annemi, babamı terk ediyor ve seni kendime eş olarak kabul ediyorum’ der. Artık Mihrefruz ve Ethem birliktedir. Mihrefruz kesinlikle hiçbir yere gitmiyor ve kimsenin de evine gelmesine izin vermiyordur.
Mihrefruz hamiledir. Sonunda nur topu gibi bir oğlan çocuğu dünyaya getirir ve adını ‘ibrahim’ koyarlar.
ibrahim ethem… Günden güne büyüyen ibrahim, babasıyla çarşıya gitmeye başlar. yine bir çarşı gezisinde padişah, ibrahimi görür ve kızını hatırlar.
İbrahim’e karşı muhabbetle dolmuştur içi. Çocuğun kim olduğunu soruşturur ve buldurur. Derviş Ethem’in kapısındadır sarayın muhafızları. İçeri girmek isterler ama nafile. Mihrefruz kararlıdır, göstermez yüzünü kimselere. Zor kullanırlar ve apar topar saraya götürülür Mihrefruz.
Daha kız kapıda görülür görülmez padişahın eşinin içi ürperir; ‘boyu posu ne kadar da ölen kızım Mihrefruz’a benziyor’ diye geçirir içinden. Kendisine söylenen sözlere aldırış etmez, cevap vermez ve yüzünü çevirir kız.
Dadı; ‘ iki kişi ellerini tutsun, bir kişi de yüzündeki peçeyi kaldırsın, belki yüzündeki örtü kalkınca kim olduğunu anlarız’ der.
Padişah da , eşi de çok beğenirler bu fikri. Elleri tutulur ve kaldırlır peçe bir an da. Herkes derin bir ‘ah’ çeker, zira karşılarındadır Mihrefruz.
Derviş Ethem’i yanına çağırır padişah ‘ey derviş, benim kızımı nere buldun?’ diye sorar.
Ethem, ‘onu bana Allah verdi’ der. söyleyecek sözü yoktur padişahın.
Tellallar çıkarılır ve tüm halk toplanır, Mihrefruz’un başına gelenler halka anlatılır. Ethem’e övünç hil’atı giydirilir ve sofralar kurulup yedi gün yedi gece boyunca insanlar doyurulur.
Sonunda padişah hakk’ın rahmetine kavuşur ve bir süre sonra da Ethem dünyaya gözlerini yumar. Dedesinin ve babasının ölümü üzerine padişahlık İbrahim’e geçer.





