Az ötede…
Birkaç ay yıl önce ”Yaşarken Hissi Beyan Olmayanlar” dedik…
Hisse dokunduk…
Yetmedi hisse bürünelim dedik…
Velhasıl vaktin varsa;
Zamanın evveli kavururken boşluğumuzu, sen de düş yolumuza ey yolcu…
Ama bilesin;
Bu kalem saadet söylemez…
Acıtır…
Aha dönüştürür umursamazlığını…
Sanırım bu kadar girizgah yeter…
Kelamın sabrını kırmadan hasbıhalımıza başlayalım…
Hani birileri vardı…
Hani sen muhtaçken zikri çok olunan birileri…
Rahatça kırıp üzebildiğin her derde yetişen birileri…
Dur hemen alınma…
Kaçma öteye…
Çekinme…
Kimsecikler de yok…
Kapı da kapalı rahat ol…
Sır çıkmayacak…
Aramızda…
Peki ne oldu ?
Ne oldu onlara da dünyamızda, rüyamızda yok saydığımız oldu…
Ne oldu da unuttuk…
Unutmak…
Unutmak…
Unutmak…
Yoksunluğumuz bu olmamalıydı be dost…
Bak görünmeyen bir duvar var ilerimizde…
Şu an üstesinden gelecek kadar kısa boyu…
Hoplasak belki geçeriz…
Zıplasak belki geçeriz…
Kim mi bu duvarın sahibi ?
Keşkelerin…
Pişmanlık…
Biraz nefes…
Arkana yaslan…
Geçsin titremen…
Var mısın ?
Hadi sayalım unuttuklarımızı…
Gözlerini bırak boşluğa…
Vakit sen de…
…..
….
…
..
.
Çok zor değil mi tahammülü ?
Kaçış arıyorsun…
Kaçmak istiyorsun…
Ah ! Ah !
Çok iyi bilirim…
Neden diyorsun…
Ofluyorsun sesli sesli şimdi…
Keşke… keşke… keşke…
İşte böyle güzel dost…
Işığın açık karanlığa büründün…
Ahde vefa kamburun keşkelerle tükeneceksin sen.
Sona ererken aç kulağını sana koca bir küpe…
Kahr-ı Tebessüm…
Ziyan-ı Vakt…
Hebâ-i Vicdan…
Tükenmez ey dost hayatında dönüp arkana bakmazsan…
Ahmet KİRAZ






