
Dün üzerine kurulan her muhabbette insan kendinde güven ve sağlamlık hissediyor.
Diyeceksiniz ki, geride bırakılan sadece mutluluk verici hususlar değil; aynı zamanda hüzün de , acı da, ayrılıklar da dünün öğesi ve gölgesi…
Fakat hikmet budur ki; bu yaşanmışlıkların hepsi yarınlara bulaştıkça insanı diri tutmaya meyyal kılıyor.
Mesela ben çocukken düşündüğüm hayatın dünyası ile bugün bizzat yaşadığım yaşamın arasındaki farklılıklarından bir resim yapsam; post modern ve sürrealist düşüncelerin yansımaların tamamı bir araya gelse beceride yetersiz kalır.
Dün zamanı yutarak yoğunlaştırılmış gölgelerin boş savaş siperlerinde manevi bir güç olarak daralan her nefese soluk olmak adına hazır ve nazır olarak insanın en yakını olmayı her seferinde başarıyor.
Aslına bakarsanız yalnızlık tabirine de ‘’ Dünlüklerin Sirayeti ‘’ demek gerekir diye düşünüyorum.
Tam bu noktada nereye gelmem gerektiği hususu belirebilir.
Bu yüzden yazının ortaya çıkma hikayesini kısaca terennüm etmek bir nebze olsa kabul görür diye umuyorum.
Bunca zamansal gelgitlerle, geriden gelerek büyüyen ve soyut betimlemeleri barındıran bu yazıyı; 95 yaşında olup hala hayatını idame ettiren bir yakınımın alevi sönmüş sözlerini bildiğim ama özüne erişemediğim bir lisan ile dile getirirken gözlerinde beliren adını koyamadığım o duygunun etkisiyle yazdım.
Sohbetin muhtevasında geçen olayları ortak bir kümede birleştirirsek genleşen bir zaman doğrusunda bilinenin belirsizliği diyebiliriz her şeye.
Ya da kısaca dünün yok olmuşluğunda yaşanmışlıkların ayakta tuttuğu bir adamın yaşama umudu…
Selametle…
Ahmet KİRAZ





