Şuncacık O Yaşta…

O yıllar Ankara kış zamanı buzdan bir şehirdi
Koşar adımların arkasında üşümek vardı
Ve is koklamak bakkal ekmeği koklamak kadar güzel hiç olmadı

Sesler ile büyürdü tüm çocuklar
Sesler ile hiç durmadan koşarak
Ve çocukken en çok duyduğum sesler
Annem ve bir daha annem, gecesi gündüzü olmayıp bir pazar gününe sığarak nasihatleri ile sesi kulağımda çınlanan babam
Sonrasıysa;
Tornet sesi
Ebe sobe
Çaldırı çölmek patladı

Bir de unutulmayacak figürler vardı hayatımızda
Önler kısa ama enseden omuz başlarına doğru uzun saçlı, kirli sakallı bağrı açık idol abiler
Huzursuz mu huzursuz teyzeler
Duaları eksik olmayan nineler
Şeker sözlü dedeler
Eskici, sütçü ve çorapçı aynı tip kasketli amcalar
Bütün hepsinin tek benzerliği ise yoksulluğun ta kendisi

İşte ben de böylesi bir zamanda ayakkabı bağlamayı çok geç yaşta öğrendim
Sanırım benim de yokluktu herkes gibi ilk öğrenmem gereken
Hem yoklukta da üretkendi annem
Patatesten elma
Kuru soğandan kavurma
Çokçasında elimde bardak ile mercimek çorbası karnım bir güzel doyardı

Evet bağcıklı ayakkabıyla geç tanıştım
Üşüdüm çokça üşüdüm
Üşüdükçe bakkal ekmeği yerine is kokladım
Ama gül ile asmanın arkadaşlığında
Söğüt ağacının gölgesinde
Kaysı ve armut ağacının tepesinde
Kimi zamansa dikenli iğde ağacının gizeminde
Aşağı sokak senin
Yukarı sokak benim
Teri kurumayan maçlar
Geceyi kovalayan saklambaçlar
Hepsini şuncacık o yaşta o güzel insanlarla ben yaşadım
Hem de gece konan o huzurlu evlerde…

Ahmet KİRAZ

Ankara / Hüseyin Gazi

0 votes
Bu yazı Ahmet Kiraz Şiirleri kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.