35 Yaş Hikayesi…

35 yaşa

Sere serpe uzanmış sonbahar turuncusu yaprakların arasında uygun adım yürüyen kırmızı karınca topluluğunun kışa hazırlık için topladığı kurumuş orman meyvelerinin mayhoş kokusunu derin derin içine çekerken ani bir gıcırtıyla olduğu yerden doğrulma gereği duyuyor, her ne kadar da keyfini bozup bozmamak arasında kalsa da acele etmeden yavaşça doğruluyor. O an kemiklerinden gelen sesler kendini doğrulmaya zorlayan sesten daha fazla gıcırdıyormuş gibi düşünüp ürperiyor gerçi çokta umursamıyor bu durumu, ne ki bu yoksa 35 yaşı devirirken fark etmeden geçen yılların geri dönüşüm seslerimi vücudumda yankılanıyor diye düşünüyor.

Kim bilir kaç hane ötede pişen mis gibi buğday kokulu ekmeğin kokusunu taşıyıp üşenmeden buraya kadar taşıyan, sonsuz tarlaların güzelliğini anımsattıran, sıcak dese değil soğuk dese değil tam da yumuşacık bir his veren ılık esinti kendisine bir sürpriz hazırlıyor.

O hep istediği ve ancak 35inden sonra bahçesinin en afili köşesine kondurabildiği bambu salıncağının hafif hafif sallandığını içi ürpererek izlemeye koyuluyor. Gökyüzünde süzülmenin verdiği sonsuz hazzı sonuna kadar yaşarcasına sallanan söğüt dallarının arasında belli belirsiz görebildiği salıncağında upuzun boyunlu bembeyaz bir kuğunun aheste aheste sallandığını ve sallanırken de dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı söylediğini duyabiliyordu.

Olduğu yerden tekrar kendini tekrar sonbaharın kucağına bırakıyordu. Parmak uçlarından başlayıp kuğunun kadife sesi eşliğinde dans ederek bileğine doğru ilerleyen yazdan kalma alaycı bir cırcır böceğine az ötede tembel esnemesiyle dünyadan bir haber yavru bir tekir eşlik ediyor. Şarkı sonsuzluk içinde kaybolmuş hissi vererek devam ederken ritim tutan parmaklarının korkudan tirtir titreyen , kış beyaz çarşaflarıyla her yeri kapamadan önceki son güzelliklerden biri olan küçücük bir papatyanın kırılma korkusunu ta yüreğinden hissettiği o an bir anda durup sakince amacım seni rahatsız etmek,  seni kırmak değil dercesine naif bir şekilde elini kaldırıyor ve akşamın habercisi olan son güneş damlacıklarının açık seçik ortaya koyduğu toz zerreciklerini biraz okşadıktan sonra;

-Ah be

 Yaşım sen ne güzelsin, hayat akarken durup zamanı yavaşlatmayı, koşuşturmacadan olabildiğince uzak durmayı, en büyük derdin bir çiçeği incitmeme çabası olduğunu ve nicelerini öğrettin bana, diye düşünüyor bahçenin sarı lambalarının yanıp gündüze  veda geceye merhaba derken.

Esra ASLAN

0 votes
Bu yazı Denemeler ve Hikayeler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.