Esra Aslan Hikayelerinden…

Sonbaharın bilmediği ayının bilmediği günlerinden birindeydi. Elindeki kurumuş yaprağa bakılırsa çoktan geçmişti o en güzel yaz günleri. Kuşlar gitmişti ve yazla gelip yazın bittiğinin habercisi olan o son yaz gecelerinde birer birer soğuk kış geceleri için gidenler yola koyulmuşlardı. Elindeki sonbaharın habercisine uzun uzun baktı saçları omuzlarından akarcasına beline kadar uzanan, kışın ilk kar tanesi kadar güzel olan kadın ve düşündü: Daha dün değil miydi bu ağacın altında sevgilisinin omuzunda uzanan kızın dudaklarına düşen gölgenin sahibi, önceki gün değil miydi ömrünün ilk yazını görmüş babasının omuzlarındaki küçücük narin parmakların dokunduğu, küçük tırtılın üzerinden kayarak düştüğü, yaşlı adamın gözlerindeki yıllar önceki sevgilinin gözlerini hatırlatan yeşilliğin bizzat ta kendisi ve bilmem kaç kişinin hayali, umudu, aşkı, alışkanlığı, hatırları hatırlatan, bu ellerin arasından kayıp yere düşen yaşanmışlıkların sahibi kurumuş bu yaprak… kadın bunları düşünürken soğuk bir rüzgar kirpiklerini okşayıp geçti. Rüzgarın bu kez farklı olduğunu fark eden kadın gözlerinin kaldırıp uzaklara baktığında vakit dünü çoktan geçmiş bugünden yarına koşar adım ilerlemekte olduğunu farketmişti. Nasıl olurdu daha bir nefes kadar yakınken yaz bir bakış kadar hızlı geldi umudun sıcak soba üzerindeki pişen kestane tanelerinin seyrinde olduğu mevsim. Elleri üşüyordu bütün görüp de anlayamadığı dokunarak hissettiği hislerinin ortağı olan o bembeyaz elleri. Koşması gerekiyordu. Hiç durmadan koşmak bir mevsimden öteki mevsime varıncaya dek, tekrar ellerinin terlediğini hissetmek istiyordu. Koşmak istiyorsun ama yapamıyordu, elleri üşüyor düşünceleri kar taneleriyle dans ediyordu. kadın sessin çığlılar atıyordu ama ne bugün ne yarın ne kendisi ne de başkası n sarı yaprak ne de ilk kar tanesi hiç kimse hiçbir şey hiçbir zaman duymuyordu. Dört mevsimli bir çerçevenin içinde sıkışıp kalmıştı sanki. Peki o uzaktaki sarı ışığı yanan ev göldeki balıklar son kuşlar kar taneleri ya o çok sevdiği duymuyor muydu? Neredeydi, hangi mevsimdeydi, neden kimse duymuyordu?

Beline sarılıp saçlarını arasına sonsuz huzur veren nefesinin bırakan, parmak uçlarına değen sıcaklığıyla irkilen kadın, kulağına fısıldanan ‘’ bu tablonun hikayesi de hazırsa benimle yarına güzel bir yolculuk çin uykuya dalar mısın?’’ cümlesiyle elindeki tabloyu masaya bıraktı…

0 votes
Bu yazı Denemeler ve Hikayeler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.