
1940’lı yıllar.
Ciddi anlamda yokluğun ve üretim anlamında kıtlığın olduğu zamanlar.
Yokluk öylesi büyük ki; üç öğün atlatan salçası olmayan bulamaç gibi tarhana çorbası hanelerde istisnasız en büyük katık ve şükür sebebi ve kıtlıkla birlikte un bulmak imkansız, arpadan üretilen un ise kıdım kıdım tüketilir olmuş durumda.
İşte o dönemde bugün pek çok yörede ahlat (Ahlatı yeşil halde yemek imkansızdır. Ağızda tüm tükürüğü toplar, ağız içinde büyür ve yutamazsınız. ) olarak bilinen meyve insanımızın önüne değirmende çekilmek suretiyle arpayla karıştırılarak ekmek vazife görmüş ve adına da Kavut denmiş.
Bu ekmeğin rengi kara ve yutulması zormuş.
Öyle ki o dönemin sözlü edebiyatı içerisinde manilere bile konu olmuş.
Tilkiydin tavuk mu oldun
Şıhlardan sarık mı aldın
Bir manide sen söyle
Ağzına kavut mu oldun
Şöyle arkaya doğru yaslandığım zaman düşünüyorum da çok büyük bolluk içerisindeyiz.
Katığımız da bol, öğünümüz de, maalesef israfımız da.
Ne kadar şükür etsek az…
Rabbim yoklukla sınav etmesin kimseyi.
Ahmet KİRAZ
Not : Çankırı Kurşunlu İlçesi Sivricek Köyünde 1940’lı yıllarda sıkça tüketilmiş.






Zamanı İfadesiz Bırakanlar-Kavut… için 1 cevap