ACILARLA DEĞİRMEN BAŞINDA ÖĞÜTÜLEN BENLİKLER…

Ben yaşarken oldu, değirmen gibi öğütülen sevincim. Sevincim? İnsanın kendi değirmeni başında, başı eziliyor. Kimse fark etmeden, biraz da budalaca…

 Ağır bir travma geçiririm her gün. Beynimdeki her kan hücresinin geçişini her zerreme kadar hissettiğim bir travma. Sokak lambasının ışığı bile mideme meydan okuduğu bir travma…

 Bazen insanların bakışlarından, bazen bir erkeğin bacaklarını ayıra ayıra oturmasından; özgüven ezen sözler, hakaret, çıkarcı yaklaşımlar, flört ettiğin bir insanın sadece başka amaçla sana yaklaşması; haberlerde duyulan cinayetler, katliamlar, savaşlar, tecavüzler, yoksulluktan tedavi edilemeyen hastalar… Ve niceleri.

Ben,  her şeyi sorun ettiğimi düşündüğüm zamanda, hayat bana; hayatta olay sınıfına konulan her şeyin birinin bir tarafına açılan kanlı yaralar olduğunu öğretti.

Ben çok içli şiirler yazarım kendimce. Bunca acıları kendime acı yaptığımdan olsa gerek.

  İsmet Özel’in, “Üç Firenk Havası” adlı şiirinde bir cümle geçer: “Başka insanların ölümleri çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için.” Bu söz benim kulaklarımda altı sene yankılandı. Şiddetli ağlama krizlerin arkasında, her şey beni ölüme çekti. Attığım adım bile beni ölüme çağırdı. Hakkımda ilgi manyağı, meczup… Olarak anılmamak için kendime bir yüz çizdim. İnsan içine çıkarken ihtiyacım olacağını bildiğim için bunu yapmak zorundaydım. Neden zorundaydım? Saçmalama kadın, zorunda değilsin sana öyle öğretti baban! “El âlem ne der?” diye bir zalim aristokrasinin çıplak köleleriyiz.

 Kadın ve erkeğin bekâretine, yolda nasıl yürüdüğüne, evindeki-üstündeki nesnelerin maddiyatına göre değer biçen, çoğu zaman kara habercin, iyi gün sosyalisti, kötü gün devletsizi… ELALEM!

Kişilik bölünmesi yaşadığım aşikârdır. Herkes gibi bir nevi. Sahi kim: eşinin, arkadaşının, anne-baba- kardeş… Gibi yakınlarının arasında kendi ile baş başa kaldığı kendi gibi oluyor? Açıkçası itiraf etmek gerekirse:

 Dış görünüşüm ile içimdeki ben farklılığına bazen ben bile şaşırıyorum. Duygularım şiddetli ve içimi yakıyor. Hiçliğe doğru giden, sonbaharın canını aldığı çınar yaprağı gibiyim.  Bazen de yere düşüp çatlayan el aynası gibi. Neden bunu dedim? Çatlayan aynaya bakınca birden fazla gösterir. Ben de birden fazlayım işte: Sokakta, okulda, bahçede, çatıda, bacada; gecenin karanlığında, sabahın şafağında… Olmalarını istedikleri kim varsa kendi benliğimizden kırarak ellerine veriyoruz işte.

Sahi siz kimsiniz?

Ben aynaların kadını gibi gözüksem de. Değirmende kendime ölüm biçen kadınım. Kalemim size mutluluk anlatmaz. Benden değirmenden un çıkar gibi ölüm, acı, yalnızlık çıkar.

                                                                                                  Acılarınızla avunun…

    Kalem – i Aşikar

https://twitter.com/simsiz99347336

0 votes
Bu yazı Denemeler ve Hikayeler kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.