
Asıl adı Yusuf olan Şair Nabi, şiirlerinde gerçek adını kullanmaz ve kendine
müstear isim olarak Nabi adını seçer. Bununla Nabi, hem Divan şairinin
kullandığı bir geleneği devam ettirir hem de na-bi ismini kendine müstear
seçerek, hayata bakışını bu müstear isminde ortaya koyar. Zira Nabi ismi ikiolumsuz edatın birleşiminden meydana gelmiştir. Na ve bi sözcükleri Farsça“yok” anlamına gelmektedir. Nabi burada kendini yok sayıyor. Bu yok saymanihilist bir hiçlik değil, tanrı ve hayatın anlamı karşısında bir alçak duruştur.
Daha açık ifadeyle kâinatın muazzamlığı, hayatın anlamı karşısında sus pus olmadır. Aslında bu anlamda dahi Nabi, batılı nihilistler çok anlamlı bir cevapvermiştir. Onların hayatın anlamını kavrayamadıkları yerde anlamsızlığa düşüp hiçliğe varmalarına karşın, Nabi hayat derin anlamlar yükleyip insanın acizliğini işaret etmiştir. Bunu bir beytinde çok güzel şöyle ifade etmiştir:
“Ne bende sabru sukûn, Ne sende vefadan zerre,
İki yoktan ne çıkar, fi kir edelim bir kere”
Nabi bu beytinde şöyle diyor: “Bende sabır, sen de vefadan zere yok. İki
yoktan ne çıkar düşünelim bir kere…”
İki yok ile hem kendi müstearına hem de sevgilisinin vefasızlığı ile kendi sabırsızlığına gönderme yapmış oluyor. Gerçekte Nabi, bu ismiyle alçakgönüllülüğünü/acizliğini ortaya koymuş oluyor.
Oysa aynı durum karşısında batılı düşünür ve sanatçılar kendilerini tanrısallığakadar götürüyorlar. Oysa Nabi, büyük bir şair olmasına rağmen kendini hiç yani aciz bir kul görüyor. Batılı sanatçıların büyüklenmeleri karşısında Nabi alçak gönüllü aciz bir kişi olarak beliriyor. Divan edebiyatına hikemi ekolü getirmiş bu büyük ve olgun bir şairi yokluğa götüren yaratıcının büyüklüğüdür.
Çünkü yaratanın sanatçılığı karşısında Nabi gibi küçük bir şairin adı olur?
Divan edebiyatına hikemiyatı sokmuş bir elbette gurur ve kibirden kaçınır.
Nabi iki üç dilde şiir yazacak kadar bilgili ve derinlikle bir ilme sahip olduğu için ilmin şımarıklığından Allaha sığınır. İlminin büyüklüğü onun mütevazı olmasını sağlar. Efl atun’un “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” dediği gerçeği bakın Nabi gazelinde ne güzel dile getirmiştir.
“İlm bi-lucceyi be-sahildir,
Anda âlim geçinen cahildir”
Nabi bu beytinde; “ilim sahilsiz bir denizdir. Onda âlim geçinen cahildir”
diyerek ilmiyle böbürlenenlere çok güzel bir cevap vermiş, aslında bütün
bildikleri denizde bir damla olduğunu ifade etmiştir.
Nabi bir başka beytinde ise:
“Kitab-ı kâinat esrar-ı hikmetle lebâlebdir.
Şikâyet cehlden feryad bî- idrakliklerdendir”
“Kâinat kitabı hikmetli gizliliklerle dopdoludur. Bundan cahillikleri ve
idraksizlikleri dolaysıyla şikâyet ederler” diye yazar.
Nabi burada hayata derin açıdan bakılması gerektiğini, olan ve olacak olayların tümünün bir hikmetinin olduğunu söyler. Nabi gerek şiir gerek yaşamıyla hayata hep hikmetle bakmış, metafi ziği olan bir insandır. Bu yüzden hayata bakarken hep bir hikmet hep bir derin anlam arar. Onun şiirini besleyen şeyde işte sahip olduğu bu bakış açısıdır… Hayata aynı anlamda baktığı bir başka rubaisinde şöyle der:
“Biz cüz’e dahi kül demeğe muhtacız
Pervaneye bülbül demeğe muhtacız
Bu arsede mukteza_yi adap budur
Har ise bile gül demeğe muhtacız”
“Biz parçaya, bütün, Pervaneye bülbül demeğe muhtacız. Çünkü burada
adabı gerektiren budur. Zira ateşe bile gül demeğe muhtacız.” Diyerek, hemhayata bakışını, hem de hayat karşısında insanın acizliğini dile getirir. Yine burada bir diğer anlam hayata güzel bakmakla ilgilidir. Güzel bakmak, hikmetli bakmaktır çünkü. Nabi parçada bütünü, pervanede bülbülü, ateşte gülü görecek kadar derinlikle bir nazara sahiptir. Ateşte gül, aynı zamanda İbrahim Peygamber’in kıssasını hatırlatır bize. Zira nemrut onu ateşe attığında, ateş gül bahçesine dönüşmüştür. Nabi bununla yani ateşte gülü görmekle, İbrahim peygamberi yakmayan ateşi bize hatırlatıyor. Oradaki hikmeti işaret ediyor. Nabi’nin şiirleri bu anlamda çok yönlü okumalara açık hikmet ve irfanla doludur.
Kaynak : Urfalı Nabi / Mehmet KURTOĞLU





