
Bir şeyler karalamak tam anlamıyla zorunlu unutkanlığın tıkacının açılarak her şeyi sere serpe ortaya dökülmesiyle içindeki seni konuşturmak gibi bir şey.
İşte yukarıdaki tarifin bana sirayet ettiği, yani yazma hevesimin ortaya çıktığı anlarda hep şu karışık süreci sırasıyla yaşarım.
1 – Yazmaya, zihnimde beliren konulardan hangisini öne alarak, nereden başlamalıyım.
2 – Genelde tam bu birinci maddenin odağındayken seni bir şey gıdıklar ve bunu da unutmayım diye araya girenin bu yaramazın heyecanı fazlaca yüksek olup üzerinde gerginlik yaratır.
3 – Bu maddedeki tutumu sesli olarak yaparım… ” Ya tamam tamam işte başlayalım hele bi ” diyerek bilgisayarın başına geçer hem içimdeki beni hem de dilimdeki beni sustururum 🙂 .
4 – Yazının belki de kader anı… O ilk cümle kolay şekilde çıkıyorsa tamam yağlı boya tablosu gibi her şey. Ama o ilk cümle yazılıp yazılıp siliniyorsa devreler karşımaya başlıyor.
5 – İşte o İlk cümlenin çıra gibi tutuşmasıyla bunu da yazsam mı, ya da şurayı kırpsam mı diye de tereddüt etmiyorsun. Her şey tıkırında ilerler ve sanki sana biri söylüyormuş da sen yazıyormuşsun gibi yazmaya devan edersin. Genelde bu duyguyla ilerleyen yazıların hissiyatı, yaşanmışlığı ve özgünlüğü yüksek olur.
6 – Bir de 4. maddede belirttiğim husus eğer sana uğradıysa; üzerine bir sis bulutu sarmış gibi nizami olmayan körlük yaşarsın. Baş ağrın tutar, toplayamamak seni deli eder, kızarsın kendi kendine. Böyle başlayıp biten yazılarsa zorlama olur ve genelde beğenilmez.
İşte böylesine gelgitleri olan bir süreçtir bir yazının ortaya çıkması.
Yazarken iyi yorulursun ama ortaya içinin sindiği bir şey çıkmışsa değme keyfine…
Son söz olarak yazı yazmanın keyfini şu dörtlükle bağlayıp sonlandıralım yazımızı… Sağlıcakla kalın.
Kaleme eğilirim o üfler kağıda her şeyi
Bitince sen susarsın
Bilmediğin bin bir el dokur, göz okur, dil duyurur
Kağıt göğü yırtar semayı haykırır seni
Ahmet KİRAZ






Bir Yazının Yazılma Hikayesi… için 1 cevap